Keloğlan Kimdir, Nerelidir?

Salı, 05 Mar 2013 yorum ekle yorumlara git
keloğlan

keloğlan

Keloğlan Kimdir? Rüştü Asyalı kimdir? Keloğlan denince Rüştü Asyalı’nın canlandırdığı karakter aklımıza gelmektedir. Keloğlan bir masal kahramanıdır. Başlan­gıçta beceriksiz, tembel biri gibi gözükürken olayların gelişmesiyle kurnaz, cesur ve bece­rikli olduğu ortaya çıkar ve sonunda mutlulu­ğa ulaşır. Bu masal kahramanının başından geçen olayları konu edinen masallara da “Keloğlan Masalları” adı verilir. Keloğlan aslen nerelidir?

Keloğlan yalnız Türk masallarında değil Arap ülkeleri, İran, Kafkasya, Orta Asya, Rus ve Batı Avrupa masallarında da karşımı­za çıkar. Adları, kişilikleri, görünüşleri farklı olmakla birlikte bu masal kahramanlarının birbirine benzeyen yanları olduğu görülür. Her ülkenin kendine özgü bir “Keloğlan“ı vardır. Dünya masalları konusunda karşılaş­tırmalı çalışmalar yapan araştırmacılar Keloğ­lan tipinin özellikleri üzerinde de durmuş­lardır.

Türk masallarında Keloğlan, yaşlı annesiy­le birlikte yaşayan öksüz ve yoksul bir deli­kanlıdır. Birçok masalda anlatılan şehzadele­re, üstün nitelikli kimselere benzemez. Yok­sulluğunu ve kimsesizliğini kurnazlığı, yar­dımseverliği ya da cesaretiyle unutturur. Baş­langıçta miskin miskin oturan, annesinin zoruyla istemeye istemeye iş tutan, aptallığı ve unutkanlığı yüzünden yaptığı işi eline yüzüne bulaştıran biridir. Beklenmedik bir anda, güç durumda kalmış bir insan ya da hayvana yardım ettiği için onlardaki olağanüstü güçle­rin desteği ile talihi döner. Keloğlan‘ın yazgısı kıyıcı, acımasız, haksızlık yapmayı huy edin­miş kimseler karşısında kurnaz ve akıllıca davranışlarıyla da değişebilir. Her iki durum­da da Keloğlan sonuçta varlıklı, güçlü bir insan olur ve annesiyle birlikte mutlu bir yaşama kavuşur. Bu yönüyle Keloğlan tipi ve Keloğlan masalları halkın yoksulluktan kur­tulma, varlıklı ve güçlü olma, zulmedenlerden öç alma özlemlerini dile getirmektedir.

Türk masallarının kahramanı olan Keloğ­lan iki ayrı görünüşte karşımıza çıkar. Birinci­si masalın başından sonuna kadar* genellikle değişmeden kalır. Varlıklı, güçlü bir insan olduktan sonra da asıl kimliğini korur. Bazı masallarda ise Keloğlan, yardım ettiği iyi kalpli bir insanın desteği ile kellikten kurtu­lur, saçları çıkar. Bazı kahramanlar da başla­rına işkembe ya da tüyleri ütülenmiş deriden bir takke geçirerek Keloğlan kılığına girerler. Bu yapay kellik ve sahte Keloğlanlık masal boyunca sürer ve olumsuz durumun ortadan kalkıp kahramanın kurtulmasıyla sona erer. Bu ikinci türden Keloğlan tipine “Sahte Keloğlan” da denmektedir. Bunlar çeşitli nedenlerden ötürü gizlenme gereği duyan kimselerdir.

Başına gelenler, davranışları ve sevimliliğiyle Keloğlan tipi toplumda herkesçe bilinir ve sevilir. Keloğlan halk hikâyelerinde, Kara­göz ve ortaoyununda da yer alır. Masallardaki kadar olmasa da buralarda da kendini gösterir ve olaylara karışarak etkili olur. Türk halk edebiyatı içinde önemli bir yeri olan Keloğlan masalları birçok araştırmacı tarafından der­lenmiş ve yayımlanmıştır. Bunlardan 18 tane­si Tahir Alangu’nun Keloğlan Masalları (1967) adlı kitabında bulunmaktadır.

  1. Serdar Yıldırım
    Pazar, 09 Mar 2014 zamanında 10:10 | #1

    KELOĞLAN DÜDÜK HELVA

    Bir varmış, bir yokmuş. Bir işte çalışmayan, gezip dolaşmayı seven bir Keloğlan varmış. Bu Keloğlan komşu kasabada gezerken, tellanın sesini duymuş:

    ” Ey ahali, duyduk duymadık demen, yola çıkıverin hemen, menekşe sokağında, yengenin konağında helva günü yapılıyor. Buyrun davetlisiniz, gelin helva yersiniz. ”

    Tellalın söylediklerini duyan Keloğlan soluğu yengenin konağında almış. Konağın bahçesinde ateşler yakılmış, kazanlar kaynıyormuış. Yengenin kocası, konağın dayısı bir seçici kurul oluşturmuş. Dayı, on kişilik seçici kuruldan en akıllı gördüğü Keloğlan’ı kurul başkanı seçmiş.

    Dört kazan başında dört yarışmacı varmış. Bunlardan ikisi adam, ikisi kadınmış. Helvalar piştikten sonra tabaklar dolusu helva dağıtılmış. Keloğlan her birinden birer tabak olmak üzere dört tabak helva yemiş. Üstüne iki bardak su içmiş. İnsanoğlu açken dünyaya karamsar, tokken gülümser bakarmış. Keşke haftanın yedi günü, yedi konakta böyle ziyafet verilse. Bugün burada helva, yarın başka yerde dolma, öbür günler köfte, pilav, börek, çörek, kek. Karnım tok olduktan sonra neden çalışayım. Yer, içer, yatar, keyfime bakarım, demiş Keloğlan, anlatmış, durmuş.

    Sonunda karar anı gelmiş. Seçici kurul toplanmış. Konak sahibi yenge dokuz oy almış. Keloğlan, hepsi güzeldi ama hocanın helvası bir başka güzeldi diyerek, Nasreddin Hoca’ya oy vermiş. Hey gidi Nasreddin Hoca, hey! Senin yaptığın helvayı yerken tahta kaşığını kıranlardan oy alamadın. Fakirsin ya, ağzınla kuş, elinle balık tutsan yaranamazsın.

    Keloğlan, Nasreddin Hoca’ya oy vermiş ama dayı araya girmiş:

    ” Olmaz Keloğlan, Nasreddin Hoca’ya oy versen ne olacak? Bugün buradan oyların tamamını alan bir birinci çıkacak. Nasreddin Hoca’ya boş ver, yengeye oy ver. ”

    Keloğlan’ın kararlı olduğunu gören dayı:

    ” O zaman seçici kurulla birlikte Dağ Dede’ye gidelim. Dağ Dede’nin oyu yarışmayı sonlandırsın. ” demiş ve Dağ Dede’nin yaşadığı mağaraya gidilmiş. Dağ Dede, dayının dedesiymiş. Yüz dört yaşındaymış ama uzun saçı ve bir metrelik sakalı karaymış. Hani derler ya, ak sakallı dede, öyle değilmiş. Onun saçını ve sakalını odun kömürüyle boyadığı rivayet edilirmiş.

    Dağ Dede dört tabak helva yemiş ve üstüne dört bardak su içmiş. Dayının hanımını işaret edip yenge demiş. Dayı, oradakilere otuz iki dişini göstermiş. Konak sahibi yenge oyların hepsini alarak birinci ilan edilmiş. Konağın bahçesine gelince, karar, alkışlarla, doğrusu buydu, sözleriyle karşılanmış.

    Keloğlan bu can sıkıcı ortamda daha fazla kalamayacağını anlayıp konaktan ayrıldıktan sonra toprak yolda uzun süre yürümüş.

    ” Ben istesem de bu düzene ayak uyduramazdım, diye düşünmüş. Konduğu tasın şeklini alan su gibi, girdiği ortamda renk değiştirip bukelemunlaşan insanları sevmiyorum. Yalvarsalar da bir daha bu konağa gelmem.

    Ne yengenin helvasını yerim ne dayının yüzünü görürüm.
    Ne kimsenin önünde eğilirim ne de zoraki alkışlarım.
    Ben buyum işte, benim adım Keloğlan.
    Kendisine efendi dememi isteyen dayıya güler geçerim.

    İnsan büyük, yüce, görkemli bir varlıktır.
    Bütün insanlar eşittir, insanlar arasında fark yoktur.
    Ne demek öyle efendimiz, kim kimin efendisi.
    İnsan başkasının değil, kendi kendisinin efendisi olmalı. ”

    SON

  1. şimdilik geri bağlantı yok